Cadılar Bayramı yaklaşırken Anadolu’nun kendi korku öyküleri
Her yıl 31 Ekim gecesinde gerçekleştirilen Cadılar Bayramı, kökenini eski Kelt geleneklerinden almakta ve günümüzde dünyanın birçok yerinde kostümlü partilerle kutlanmaktadır. Türkiye’de de son yıllarda özellikle büyük şehirlerde ilgi görmektedir.
Ancak Anadolu’nun kendine özgü korku öyküleri yüzyıllardır nesilden nesile aktarılmaktadır. Lohusaları bekleyen Al Karısı’ndan kışın soğuk günlerinde ortaya çıkan Karakoncolos’a kadar bu varlıklar, halk inanışlarında hâlâ varlığını sürdürmektedir.
1. Al Karısı (Albastı): Lohusaların kabusu
Al Karısı, Türk halk inançlarında doğum yapan kadınlara ve yeni doğan bebeklere zarar verdiği düşünülen kötü niyetli bir dişi ruh olarak tanımlanmaktadır. Anadolu’da Al, al anası, al gelini ya da albastı gibi isimlerle anılmaktadır. Türkmenlerden Kırgızlara, Nogaylardan Karaçaylara kadar Türk dünyasında benzer adlarla bilinmektedir.
İnanışa göre özellikle kırkı çıkmamış lohusa ve bebeğe musallat olmaktadır. Bu nedenle Anadolu’nun birçok bölgesinde lohusalara kırk gün boyunca yalnız bırakılmamaları ve başında Kur’an okunması gibi uygulamalar yapılmaktadır. Yastık altına demir bir eşya koymak veya kırmızı kurdele bağlamak da Al Karısı’ndan korunma yöntemleri arasında yer almaktadır. Halk bilimcilerine göre bu inanç, doğum sonrası annede meydana gelen fiziksel ve ruhsal değişimlerin halk dilindeki yansımasıdır.
2. Karakoncolos: Kışın ortaya çıkan kış cinleri
Karakoncolos, kışın en sert günlerinde yeryüzüne çıktığına inanılan kötü niyetli bir varlıktır. İnanışa göre bu varlığın ortaya çıkma dönemi zemheri olarak adlandırılan, yani halk arasında “kirli günler” diye bilinen 24 Aralık – 20 Ocak arasıdır. Bu inancı kaydeden ilk Türkçe yazılı kaynaklardan biri Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sidir.
Karakoncolos’un Balkanlar’da da bir muadili bulunmaktadır. Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan’da “kalikancaros” adıyla bilinen bu varlıkların bacadan evlere girip yiyecekleri bozduğuna inanılmaktadır. Klasik Türk edebiyatında ise Karakoncolos aşırı çirkinliğin sembolü haline gelmiş; şairler rakiplerini ona benzeterek eleştirmiştir.
3. Karabasan: Göğse binen görünmez yük
Uykusunda göğsüne bir ağırlık çöktüğünü hisseden pek çok insan Karabasan’ı duymuştur. Halk arasında bu varlığın uyuyan kişinin üzerine oturup onu boğmaya çalıştığına dair inanç vardır.
Bilim ise bu durumu “uyku felci” olarak adlandırmaktadır. Akademik araştırmalar, Karabasan’ın uyku felcinin Türkiye’ye özgü bir yorumu olduğunu göstermektedir. Karabasan ve Karakura gibi isimlerdeki “basmak” kökü de bu varlığın insan üzerinde baskı oluşturduğu inancından kaynaklanmaktadır.
4. Gulyabani: Issız yolların hayaleti
Türk Dil Kurumu sözlüğünde Gulyabani, karanlık ve boş alanlarda görüldüğü düşünülen korkutucu bir hayalet olarak tanımlanmaktadır. Halk hikâyelerinde geceleri terkedilmiş yollar boyunca dolaşan uzun sakallı iri bir yaratık olarak betimlenmektedir.
Bu ismin kökeni Arapça “gul” ile Farsça “beyaban” (çöl) kelimeleridir; yani “çöl gulü” anlamına gelmektedir. Batı’daki “ghoul” terimiyle aynı kökten gelmektedir. Kırsal kesimde karanlık çökünce ıssız yollara çıkmaktan kaçınılması gerektiği öğüdü de bu hikâyelerle birlikte yaşamaktadır.
5. Tepegöz: Dede Korkut’un tek gözlü devi
Tepegöz, Dede Korkut Kitabı’nın sekizinci hikayesi olan “Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü Boy”da Oğuz yurdunu tehdit eden devdir. Adının anlamı “gözü tepesinde bulunan” şeklindedir ve hikaye içinde tam 62 kez geçmektedir.
Anlatıya göre Tepegöz, bir çoban ile bir peri kızının birleşmesinden dünyaya gelir. Oğuzlardan her gün insan ve koyun isteyen devi en sonunda kahraman Basat zayıf noktası olan gözünden vurarak öldürür. Bu anlatım sıklıkla Homeros’un Kiklop hikayesiyle karşılaştırılmaktadır.
6. Hırtık: Omzuna iğne takanın kölesi olan varlık
Hırtık, Türk halk mitolojisinde özellikle çocukları korkutmak amacıyla anlatılan hilekar ve kötü niyetli bir figürdür; kırsalda sıkça geçen masallarda sıkça yer almaktadır.
İnanışın en ilginç yönlerinden biri Hırtık’ı yakalayabilen ya da omzuna iğne takabilen kişinin onun efendisi olacağına dair inançtır; kapıya kutsal sayılan nesneler asmak ve dua okumak Hırtık’tan korunmanın yollarıdır.
7. Umacı: Yaramaz çocukların korkulu rüyası
Türk Dil Kurumu Umacı’yı çocukları korkutmak için adı anılan hayali bir yaratık olarak tanımlar; halk arasındaki diğer adı “öcü”dür; “Uyumazsan Umacı gelir” ifadesi Anadolu’da kuşaklar boyu çocukları yatmaya göndermenin en etkili yolu olmuştur.
Umacı’nın belirgin bir görünüşü yoktur; dolayısıyla her çocuğun hayal gücünde farklı şekiller alabilir; uzmanlar çocukları korkutarak disipline etmenin kaygıya yol açabileceği konusunda ebeveynleri uyarıyor.
Neden hâlâ yaşamakta bu inanışlar?
Halk bilimcilerine göre bu varlıkların kökenleri Akdeniz’den Çin Denizi’ne kadar uzanan Türklerin yaşadığı hemen her yerde iz bırakan ortak inanışlara dayanmaktadır; bilim bugün uyku felcini ve lohusalık sendromlarını açıklarken bile Anadolu’nun hafızasında bu hikâyeler yaşamaya devam etmektedir.
Cadıların bayramındaki balkabağı fenerleri gibi hem Karakoncolos hem de Al Karısı kültür mirasımızdır; belki de bu 31 Ekim günü kostüm yerine ninelerin anlattığı efsaneleri hatırlamak için güzel bir fırsattır.